Sadece güller değil, dikenler de var; sadece tatlı değil, acı anlar da var...
Tatlı her zaman acı ile dengelenir, onlar her zaman aynı oranda gelir.
Güller dikenlerle günler gecelerle kışlar yazlarla dengelenir...
Hayat zıt kutuplar arasındaki dengeyi korur...
Onu tüm kederleriyle ve tüm sarhoş edici zevkleriyle yaşa; her ikisi de senindir... *
* OSHO

İzliyorum. Görüyorum. Birbirinden hoşnut olmayan insanların çeşitli yüzleriyle hiçbir şey olmamış gibi,sırf zaman geçirmek için birbirlerine yaptıkları serenatlar,sanki birbirleri için fışkıran pozitif enerji... Beni bayağı düşündürüyor.
Ben biraz deli,eserekli biraz da sizin anlamayacağınız şekilde merhametli olabilirim. Bazen değişik hamleler de yapabilirim. Her insanda olduğu gibi konuşmama hakkımı kullanıp aleyhimde delil bırakmak istemem. Benden memnun ve benimle sohbeti sıcak olan arkadaşlarım,zaman zaman samimi bulmadığım sıkıntılar yaratıyor. Ben kendi çapımda,içinde bulunduğum alışılagelmiş sıkıntılarımın içinde kendi kendime bir yol arıyorum. Bazen isyan bazen hamt ediyorum. Herkesin kendine göre taşıyabileceği sıkıntılar olabilir. Kimse kimsenin sıkıntısını çok fazla önemsemeyebilir. Ama yakın arkadaşlarım ve akrabalarım hayatımızın başlangıcına baksın. Gerçekten emin olduğum;iskeletime kadar samimi,benliğim kadar içten,yaşadığım kadar gerçekçi olmaya çalıştığım... Zaman zaman bir araya gelip beni çekiştirebilir,benimle dalga geçebilirsiniz. Bunları ben izin verdiğim için yapabilirsiniz.
Kendinizi anlatma çabanız,kimilerine sıkıcı gelebilir. Benim için her insan;tasvip etmediğim davranışlarda ve kişilikte olmuş olsa bile,eğer benden küçücük bir fikir,tavsiye ya da samimi değilse zaman geçirmek için hayatıma girmek istiyorsa bunu yapabilir. Ben ona rest çekemem. Karakterim ölçüsünde uzaklaşma hakkımı kullanırım. Tabiatıyla bir sorunlar zincirinin içindeyim. Birtakım çare bulma ya da karar alma aşamasında hiç kimseyle eğlenemem,hiçbir şey yokmuş gibi sürekli alışılmış acıya ortak olamam.
Dedim ya;benim hakkımda konuşup benimle dalga geçebilir,eğlenebilirsiniz. Ben izin verdiğim için... Soru şu;n'asıl izin verdim? Beni görmen için gözlük takmana,duyman için kulak kabartmana;ona buna sormana,başka bir Tülay aramana gerçekten lüzum yok. Dedim ya,bir kere hayatıma girdiysen bu koşulsuz olmuştur. Çünkü maddeciliği,vb. her şeyi yola çıktığımda,kendimi fark ettiğimde başlangıçta bıraktım. Çok doğal,insancıl şeyler... Ama insan hayatta öyle şeyler yaşıyor,taşıyor,duyuyor ki onlarla baş ederken bu saçma egoların yanımda olması mümkün değil;çünkü hayat öyle sarsıyor ki üstümden birer birer kendiliğinden döküldüler. Ama bazen şunu hissediyorum:Biraz ikiyüzlü davransam olmadığım gibi,karşımdakinin benim gibi olmadığını düşünüp empati yapmasam ne gerek var;mutsuz insan,mutlu gibi insan..
Her insanda olan bu saydığım çirkin meziyetler,artık benim için bir anlam taşımıyor. Belli bir yaşa geldim. Ergenlik ve biraz üstü düşünceler bunlar. Siz hala bunları yanınızda tutuyor musunuz? Yoksa hala o kadar sarsılmadınız mı? Onlar hala sizden dökülmediler mi? Hala geçmişle yaşayıp gelecekteki kendinizden ne bekliyorsunuz? Birbirinizi sevmiyorsanız bu şakşakçılık neden? Neden hiçbir şey olmamış gibi iltifatlar,iltifatlar?.Şundan emin olun ki size ne hissettiriyorsam ben oyum.Peki siz ne hissettiriyorsanız o musunuz? *
* Tülay Özdemir
Satılık ruhlar kol geziyor... Kimi bir ideolojiye kimi arzularına kimisi menfaatlerine kimisi de günübirlik savaşlara satılık... Hissediyor musunuz şöyle derin derin? Düşüncelerinizi duyabileceğiniz bir mekan arzuluyor musunuz? Yoksa düşünmüyor musunuz? "Düşünülmüşü var fazlasıyla.."deyip beyninizi boşuna yormuyor musunuz? Kesin rahatladınız. Şöyle içinizden bir oh çektiniz. Prangalarınızdan kurtulduğunuza bayram,kutlama,vs...
Anlamıyor insan;hissettiğimiz mutluluklar,hiç sevmediğimiz sıkıntıların ürünü. Gerçekten anlamıyor,belki de kolayımıza geliyor sağır numarası yapmak... Kırmışız,dökmüşüz;silmişiz. Sözüm ona,elimizdekileri korumak adına... Anlamamışız bir türlü;küçücük bir fidan bile yerini bulup;güneşini,suyunu almadan serpilmez. Aklımız sıra incinmişiz. Haklılık uğruna reddetmişiz gerçeği... Hepimiz çekilmişiz kendi kabuğumuza... Batan geminin malları bunlar,dercesine elimize ne geçtiyse sahiplenip şekil vermişiz. Sonra bencilce,benlik duygusuyla;" Ben yaptım! "," Benim eserim! "... Öyle pişkin pişkin,yüzümüzde zavallı bir gülücükle bir bütün olmayı asla becerememişiz.
Şimdi soruyorum;muhatabı kimse... Ey doğa! İhanet sana mı? Üstünde her türlü nimetle karşıladığın güzelliği;ince ince,nakış nakış sunduğun ruhlara bu kadar verici olurken,geri dönüşümü olur mu,diye sordun mu hiç kendine? Ruhların doğaya nankörlüğü... Aldıkları,hiç vermediklerinden kat kat fazla... Yine soruyorum;bu kadar nankörlüğe,vurdumduymazlığa karşı n'asıl da gözleri kör bakarken,sen köşende oturup fıtratın gereği yağmurlarını yağdırır,şimşeklerini çaktırırsın? Sonra durulup kapılarını;bir türlü giymemiş,giyinememiş ruhlara yine sonuna kadar açarsın.
Hangi arzu,istek yumurtadan çıkıp kabuğunu paramparça etmeye değer? Pişkin ruhlar..
Ama onlar ner'de? Lay lay lom depresyonda.. *
* Tülay Özdemir
Sizi fazla yormak istemem.Ama eğer İslam dinine aitseniz ya da pardon,insana değer veriyorsanız bu gerçekten beni düşündürdü.Hiç derdim yokmuş gibi ister istemez paylaştıklarınızı görüyorum ve mutlaka siz de benim paylaştıklarımı görüyorsunuz..Ve sizlerden kendimi ayrı tutmuyorum.Hassas olduğunuz belli..Hani şu sözüm ona;tiyatrocu olan Mehmet Efendi'ye ne kadar merhametle ve ne kadar da korumacı davrandınız..Hele şu Taksim'deki ağaçları hiç söylemeyeceğim.Çünkü onlardan eminim.Başlarında türbanları yok.O yüzden size acınası geldi.Belki Allah Teala'nın yarattığı şu bitki,nimet ki bütün insanlık için büyük değer taşıyor ve nefes almamızı sağlıyor.Ama sizler fikri ne olursa olsun,size göre çağdaşlığı çağrıştırmıyorsa boykot için hemen or'dasınız.
Şu ağacı da giydirseydik! Mesela ona bir bez parçası ya da eşarp,belki takke taksaydık siz oraya elli yıl uğramazdınız.Din Arapça yayılıyorsa size gerici,bağnaz,beyni örümcekleşmiş görünür.Size göre onlar,bir grup ahmağın da dediği gibi,öcüye de benzer.Ama eğer ki biri ağlama duvarına ellerini koymuş ve başında kipası varsa bir başka biri Hz.Meryem gibi uzunca bir örtüye sahipse yüzünden başka hiçbir yeri gözükmüyorsa bunun adına da rahibe diyorsak anında bunlara sempati duyarız ve onları şöyle tanımlarız:Onlar dini ritüel içindeler.Saygıyı hak ediyorlar.Çünkü iç dünyamızda biz de,sözüm ona,müslümanız.
Benim anlatmak istediğim;tiyatrolar yıkıldığında ayaklanan,ağaçlar kesildiğinde ülkesini düşmanlara rezil eden,büyük bir çoğunluğu koyun deyişiyle eleştiren,sonra büyük laflar edip;"Biz Atatürkçüyüz!"deyip kendine,zayıflığına,gelişmemişliğine isim bulan sizlerin yeri gelip,"Benim bedenim!" ve "Benim hayatım!"deyip ortalıkta çığırması,bana edepsizce geliyor.Çünkü Allah'ın bu kadar güzel,itinayla yarattığı insan;öldükçe tekrar doğuyorsa mutlaka daha yeniyi,olgun olmayı,çok daha kolay düşünmeyi ve üretmeyi başarabilir.Yani her şeyin var olduğu;her türlü mekanizmanın,gelişmişliğin olduğu bir dünyada düşünmek kolay olsa gerek. *
Ne diyorduk..Evet,Mehmet Efendi'den ve onun berbat İngilizce'sinden bahsediyorduk.Zaten onun da yaptığı,köyünden uzaklaşıp kendini övmekti.Neyse,kısa keseyim.Kaç gündür bakınıyorum;dikkatimi çekti.Bundan birkaç ay önce ortalığı birbirine katanlar,klavyenin gazileri;ateş olsalar,ağızları cürmü kadar laf yapıyor.
Ağaç ağaç deyip kimisi sosyal medyadan kimisi ellerinde tencerelerle,tabaklarla kimisi sanki zemzemi bulmuş gibi sokaklarda,ulu orta içki şişeleriyle vatanı kurtarmaya kalktı.Siz ilk önce vatandan ziyade yatanı kurtarın.Bir de yapabilirseniz yakanı..Çünkü bastığınız topraklarda şehitlerimizin ayak ve nimete dönüşen kan izleri var.Biraz sıkışınca anında vatansever kesiliyorsunuz.İnsan,biraz düşünse neden yüz senenin içine tıkışıp kaldığımızı anlayabilir.
Gelişim,çağdaşlık diyorsunuz;sürekli geriye geriye elinizdeki meşaleyi hep aynı kişiye armağan ediyorsunuz.Benim anlamadığım gelişmekten kastınız dış görünüş mü?Ya da gericilikten kastınız giyinmekse soyunmak da bir o kadar çağdaşlık..O halde Havva'nın ve Adem'in bu konuda ilk insan olmamaları gerekirdi.Çünkü onlar giyinme konusunda sanırım biraz acemilerdi.Şimdi soruyorum;giyinen mi gerici soyunan mı?Bu arada,ben kendime bir öz eleştiri yapayım.Mükemmel bir dindar değilim.Ne kadar çaba gösterebiliyorsam o kadar olabiliyorum.Ama en azından şunu gerçekten biliyorum;içinde bulunduğum durum,ortam ve bildiklerim kadar Müslüman'ım.Bu,dini kimliğim..İç dünyama gelirsek benim için her insan iyiyse meleği;kötüyse tabi ki şeytanı çağrıştırır.Yani hiçbir insan dini yüzünden kendini ne iyilik ne de kötülükten alıkoymuştur.Dünyanın neresinde olursa olsun;hiçbir dini,ırkı göz etmeksizin mutlu olana seviniyor ve acı çekene,zulüm görene dua ediyorum.Yani çok şükür;şöyle demiyorum;"Banane.Benim ülkemde olmadık ve canım yanmadıktan sonra beni bağlamaz." *
* Tülay Özdemir